Kategori arşivi: Genel

Aşıklar Meclisi Basın Duyurusu

Dünya, dokunabildiğimiz kadar büyüyen, büyüyebildiği kadar da bize, tıpkı kendisinin evrendeki yeri gibi, gerçekte sadece bir noktadan ibaret olduğumuzu hatırlatan bir yer.

Fakat insanoğlunun gizemi hem hiçbir şey, hem de herşey olabilmesindedir. Ve her bir insan tanesinin ruhsal mevcudiyetinde, onu, dünyanın ve dünyadaki biricikliğinin keşfine götürecek olan bir kılavuz gizlidir. Benim dünyaya ve kendime dokunuşumda bana en iyi kılavuzluk edenin ise sesim ve sazım olduğunu düşünüyorum.

Çünkü müziği ihtiyaç haline getiren şeyin özünde muhabbete duyulan ihtiyaç vardır. Benim için müzik yapmak insanlarla muhabbet etmekten farklı bir duygu değil.Albüm yapmak ise, sadece tanıdığım değil, tanımadığım insanlarla da
muhabbet etmek anlamına geliyor…

İkinci albümüm olan “Aşıklar Meclisi”nin yapılış gayesi de budur; çocukluğumdan bu yana annemden, anneannemden, evimize gelen muhabbet ehli teyzelerden ve alevi dedelerinden dinlediğim, ruhumda iz bırakmış olan nefeslerden bazılarını bir albümde toplamak ve tıpkı bir dost meclisinde olduğu gibi bu muhabbette gözü,gönlü olanlarla paylaşmak… Bu noktadan
hareketle albümdeki düzenlemelerin, seçilen eserlerin ruhunun önüne geçmemesi için mümkün olduğunca sade ve eserin ruhunu yansıtabilir nitelikte olmasına önem verdim. Ve her bir repertuarın benim ruhumda hissettiğim biçimde ortaya çıkması elbette ki albümde yer alan müzisyenler sayesinde olmuştur.

İlk yönetmenlik deneyimim olan bu albümde Erdal Erzincan ve Arif Sağ gibi çok değerli hocaların yanı sıra genç nesilden aranjörlüğü ve bağlama çalımındaki yeteneğiyle dikkat çeken isimlerden Volkan Kaplan ve her biri enstrumanlarına hakim çok değerli müzisyen arkadaşlarım yer alıyor. Albümde iki eseri sadece bağlamamla çalıp söyledim ve müziği bana, sözleri Pir Sultan Abdal’a ait olan bir nefese yer verdim.Albümün miksini Murat Başaran(Mayki) ve Rıfat Vardar,
masteringini ise Cem Büyükuzun yaptı.

İngilizler Taner’in Albümünü dinliyor

Halk Müziği sanatçısı Özlem Taner’in Kalan Müzik’ten çıkarttığı ‘Türkmen Kızı’ isimli albümü, dünyanın en seçkin müzik dergilerinden fROOTS’a konu oldu. İngiliz dergisi haziran sayısında, ‘Türkmen Kızı’nın fROOTS Radio listesinin en çok istek alan 2. albümü olduğu belirtti.

BAĞLAMA DA ÇALIYOR
Antep-Barak yöresi ezgilerini başarıyla yorumlayan Özlem Taner albümünde, Aşık Mahzuni Şerif, Aşık Davut Sulari, Muhlis Akarsu, Neşet Ertaş ve Aşık İkrami gibi ustaların eserlerini seslendiriyor. Genç yorumcu albümde, bağlama çalma konusundaki hünerlerini de sergiliyor.
SABAH

72 millete bir nazarla bakmak

Kalan Müzik tarafından yayınlanan Alevilerin radikal deyiş ve nefeslerinin yer aldığı Kızılbaş albümü bugüne kadar yayınlanmamış pek çok Alevi-Bektaşi şiirlerinden oluşuyor. Albümde aralarında Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu, Sabahat Akkiraz, Özlem Taner, Mazlum Çimen, Ulaş Özdemir, Metin – Kemal Kahraman, Mikail Aslan ve Musa Eroğlu’nun bulunduğu 16 sanatçı, eserleri Türkçe, Kürtçe ve Zazaca.

Bazı araştırmacılar tarafından kökeni İslam öncesi kaynaklara kadar uzanan bir terim olan Kızılbaş, yine birçok araştırmacı tarafından Safeviler döneminde kızıl başlık takan Anadolu Alevileri için kullanılan bir terim olarak tarihe not düşülmüş.

Kızılbaş’ın Alevi-Bektaşiler için anlamı, birlik olmayı ve kendi ‘yol’una sıkı sıkıya bağlı bir inanmayı ifade ederken, Alevi – Bektaşi olmayanlar açısından ise bu inanç mensuplarını karalama ve sapkın sayma anlamına gelir.

Kalan Müzik tarafından yayınlanan Kızılbaş albümü, Alevi – Bektaşilerin kullandığı manasıyla Alevi- Bektaşi edebiyatına dışarıdan bakanların ‘uç’ ya da ‘aşırı’ kabul edebileceği ancak bu inancın başlıca edebi eserleri olan Taşlama, Şathiye, Duvaz İmam, Devriye gibi örneklerden seçilmiştir.

Kızılbaş albümünü irdelediğimizde baştan sona geliştirilen bütün ön yargıları yıkan politik bir çalışmayla karşılaşıyoruz. Albümün politik bakış açısına göre Hacı Bektaşi Veli’nin ’72 millete bir nazarla bakmak’ sözünden yola çıkıldığını ve albümde yer alan eserlerde Alevi – Bektaşi topluluklarına aynı nazarda bakıldığı görülmektedir.

Böylesi önemli bir çalışmaya imza atan Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık Kızılbaş albümünü şöyle anlatıyor: ‘Kızılbaşlık bugüne kadar küfür olarak söylenmiş, algılanmış bir terim. Oysa bizim amacımız, bunu tam tersine çevirmek. Aleviler, bu albümde söylenen gizli kalmış deyişlerini, yüzyıllarca muhabbetlerinde, cemlerinde, ev ortamlarında söylediler. Hiçbir güç bunları söylemekten onları geri çeviremedi. Bu albümde yer alan eserler gibi deyişler ve nefesler, Alevi-Bektaşilerin en büyük miraslarından birisi. Bizim amacımız da bu eserleri tekrar açığa çıkarmaktı. Bu çalışma, bir seri olarak piyasaya çıkacak.’

Albümde, Harabi’nin ‘Vahdet sarayına girenler için / Hakkı Hakk’el yakın görenler için / Bu sırrı Harabi bilenler için / Birlik meydanında cevlan eyledik’ dizelerinde söylediği gibi, bir ‘sır’ bütünü olarak günümüze kadar gelen inanç birikimini temsil ettiği ifade ediliyor.

Alevi-Bektaşi inancına sahip toplulukların kabul ettiği bir söz ‘Aşığın sözü, Kuran’ın özü’ felsefesinden yola çıkılarak, bu inanca, benzer inanca sahip tüm toplulukların en temel değerlerinin ‘âşıkların sözü’ olduğu düşüncesinden yola çıkılarak hazırlanmış Kızılbaş albümü.

Kızılbaş tabusunu yıkan albüm!

‘Kızılbaş’ adlı albüm raflarda yerini aldı. Bu albümdeki türküler, Türkiye’de asırlardır süren bir tabunun daha yerle yeksan olmasını sağlayacak.

Kalan Müzik, ‘Kızılbaş’ adlı bir albüm çıkardı. Bu albümdeki türküler, Türkiye’de asırlardır süren bir tabunun daha yerle yeksan olmasını sağlayacak, ‘kızılbaş’ kelimesine yüklenen olumsuz anlamı yok edecek bir güce sahip. 16 eserin yer aldığı ve Musa Eroğlu, Cengiz Özkan, İsmail Hakkı Demircioğlu, Sabahat Akkiraz, Erkan Oğur gibi sanatçıların seslendirdiği albüm, bizi tarihin karanlık bir zamanına doğru yolculuğa çıkarıyor.

Güner Ümit’i hatırlarsınız. 1990’ların en parlak isimlerinden biriydi. Televizyonda sunduğu Turnike programı milyonları ekran başına kilitlerdi. 1995’te bir gaf yaptı ve zirveden yuvarlandı. Güner Ümit’in kaderini değiştiren gafında anahtar kelime ‘Kızılbaş’tı. Çünkü ‘kızılbaş’ kelimesi, uzun yıllar bir çeşit küfür olarak kullanıldı. Oysa Pir Sultan Abdal ta 16. yüzyılın ortalarında kızıl başlık takanların kimler olduğuna dair itirazını dillendirmişti:

‘Benim Şah’ım al kırmızı bürünür / Dost yüzün görmeyen düşman bilinir / Yücesinden Şah’ın ili görünür / Niçin gitmez Yıldızdağı dumanın…’

Türkünün bu dörtlüğünden yola çıkarak bile anlatmak mümkün Kızılbaşları.

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Aybar şunları söylüyor: ‘Tıpkı Bizans’taki Maviler ve Yeşiller gibiydi Kızılbaşlık. Maviler (Venetoi) ve Yeşiller (Prasinoi) önceleri sportif gruplardı, zaman içinde politik ve sosyal hiziplere dönüştüler. Bu gruba mensup gladyatörler omuzlarına mavi ya da yeşil pelerinler takar, başlarına aynı renklerde bantlar bağlarlardı. Safeviler dönemindeki Anadolu Türkmenleri ise kızıl başlık takarlardı. Bu kadar basit aslında her şey…’

BAŞTAN SONA POLİTİK BİR ALBÜM
Buna rağmen kızılbaş sözü yüzyıllarca o kadar çok küfür olarak algılandı ki, Aleviler bile bundan 15-20 yıl öncesine kadar kendilerine Kızılbaş demekten imtina ettiler. Kızılbaş albümünü yayına hazırlayan ve bu albümde bir de türkü seslendiren müzisyen Ulaş Özdemir, bu kelimeyi, Alevi-Bektaşiler’in algıladığı anlamıyla kullandıklarını belirtiyor. Albümün ‘baştan sona politik’ bir bakış açısıyla hazırlandığını ve Alevi-Bektaşi inancının bastırılmaya çalışılan yönlerini ortaya çıkardıklarını ekliyor:

‘Albümde yer alan eserler, Alevi-Bektaşi edebiyatına dışarıdan bakanların ‘uç’ ya da ‘aşırı’ kabul edebileceği, ancak bu inancın başlıca eserleri olan Taşlama, Şathiye, Duvaz İmam, Devriye gibi örneklerinden seçildi. Bu durum da albümün politik bakış açısının bir başka yansıması. Alevi-Bektaşilerin bu uç eserlerini, bir başka uç kelime olan ‘Kızılbaş’ adıyla bir albümde bir araya getirmemizin başlıca nedeni, giderek derinliğinden uzaklara çekilmeye çalışılan bu inancın en temel öğelerinin, günümüzde daha yüksek sesle ve çekinmeden söylenilmesine verdiğimiz önemdir.’

Ulaş Özdemir, Kızılbaş çalışmasının, usta aşıklar ve yorumcuların eserlerinden oluşan albümlerin yanı sıra, genç seslerin yorumladığı albümlerle devam edeceğini de söylüyor:

TÜRKÇE, KÜRTÇE, ZAZACA ESERLERİ ISRARLA BİR ARAYA GETİRDİK
Kızılbaş albümü, baştan sona politik bir çalışma. Buradaki politik sözcüğü, albümün bakış açısından kaynaklanıyor. Albümde yer alan eserlerde, geniş bir coğrafyada yaşayan tüm Alevi – Bektaşi topluluklarına aynı gözle baktık. Bundan dolayı Türkçe, Kürtçe ya da Zazaca eserleri ısrarla bir araya getirdik; Alevi-Bektaşi topluluklarını yüzyıllardır birbirinden ayırmaya yönelik dış müdahalelerin karşısında bu albümde gösterdiğimiz tavrın politik bir bakış olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda, Harabî gibi Bektaşi bir ozanla Seyranî gibi tüm Alevi-Bektaşiler için kutsal olan bir başka ozanı bir araya getirirken de benzer bir politik bakış açısına sahibiz. Albümde Alevi ya da Bektaşi gibi bir ayrım yapılmamakta, bu değerlerin tamamına bir nazarla bakılmaktır.

EN ÜNLÜ TÜRK HALK MÜZİĞİ SANATÇILARI SESLENDİRDİ
Albümde Edip Harabi, Agahi, Şah Hatai, İbreti, Düryani Baba, Seyrani, Kul Nesimi, Fırık Dede, Teslim Abdal ve Genc Abdal’ın deyişlerini şu sanatçılar seslendiriyor: Sabahat Akkiraz, Cengiz Özkan, Muharrem Temiz, Erdal Erzincan, Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu, Emekçi, Musa Eroğlu, Dertli Divani, Ulaş Özdemir, Hüseyin Albayrak, Ali Rıza Albayrak, Mikail Aslan, Lütfi Gültekin, Emre Gültekin, Metin Kemal Kahraman, Özlem Taner, Cemil Koçgün ve Mazlum Çimen.

Türkmen Kızı

Kekemelikten Kurtulur Anadoluca ki, Dünya Dünyaca Dillensin, Bin Dilin Yankısı Hissedilebilsin Sonsuz Boşluklarda…

“Kadın Ağızlı Türkü” kavramının; yaşadığımız topraklar üzerinde, ataerkil söylemin türkülerin dünyasına da müdahale etmekten geri durmadığı hesaba katılınca,hak ettiği yeri, hala bulamadığını vurgulamak gerekir.

“Kadın Çalışmaları” bazı üniversitelerde ayrı bir bölüm olarak çalışmalarını sürdürmektedir, “Kadın Araştırma Merkezi” ayrı bir yapının adı olagelmektedir ancak, bir avuç heveslinin terleriyle ıslanmaktadır koridorları ne yazık ki.

Bu hevesliler de,televizyon dizilerinden,reklamlardan,eğlence programlarından,sinema filmlerinden,çok satan veya bilinen kitaplardan yola çıkarak sorgulamaktadırlar kadının konumunu ve erkeklerin hemcinslerine nasıl baktıklarını.

Kırsala yüzünü dönen etütlerde ise sadece istatistiki veriler ve iki cümleyi bazen geçen cümleler genişletmektedir dağarcıkları Folklora odaklanan mesailer de eleman sayısı bir türlü çoğalmayan aynı küme tarafından doldurulmaktadır ve bununla da ite kaka bir arpa boyu yol kat edildiği görülmektedir bu güne kadar.

Unkapanı’ndaki cinsiyetçi mütegalibe heyetine inat, müziğin hemen her alanında olduğu gibi” Kadın Ağızlı Türkü” konusunda da pas arıtan Kalan Müzik; Melih Duygulu’nun hazırladığı “Anadolu Ninnileri”, Feryal Öney’in “Bulutlar Geçer”inden sonra,Özlem Taner’in “Türkmen Kızı” albümünü de bu başlıktaki eksiklikleri gidermek adına çıkararak vitrinlere,akademisyenleri bu alanda da yoğunlaşmaları için de göreve çağırmaktadır adeta Cengiz Özkan’ın nahif sesiyle dişil ezgiler diyarında gezindiği “Gelin”;Hasan Saltık Gibi Don Kişotlar’ın da olabileceğini akla getirerek,maddi bir karşılık beklenilmeden hazırlanan,Ayşegül Yordam Tansal İmzalı “Nettim Size” albümleri de dahil edilmelidir elbette bu, geceyi gündüze katması gereken çalışmalara. Dertli Divani’nin “Hasbıhal” indeki vokaliyle,Batıni gezegeni soluksuz turuna şapka çıkarılan yorumcu,bu çalışmasıyla,”Seher Vakti” deyişindeki performansı bir tarafa bırakılırsa,Barak ve Uzun Hava konusunda,her daim sözü geçecek bir isim olacağının işaretlerini de vermektedir.

Bir Barak ezgisi olan “Seher İnende” ile perdesini aralayan albüm;bir anda,Arguvan’dan Kilis’e,göstermelik modernizmin yazboz tahtasına dönüşmeyen,eril tahakkümün kulak arkası edildiği dişil bir coğrafyaya tutundurmaktadır dinleyicisini.

“Ezo Gelin”le Suriye dağlarından bu ellere “el eyleyecek” tir takipçi Taner’e uyarak ve güneşi sadece “kemerinin kaşında” gören gölge sürgünü gelinin ve gelinlerin dillenişine şahitlik edecektir derken.

Dağ başlarına çıkartılan, oradaki metruk bir evin sıvasız duvarına asılmış delik deşik olmuş,işlevini yerine artık getiremeyecek bir elektir aslında;düz ovada,buğday başaklarının ardına gizlenmiş;sağır,dilsiz ve kör çocukluğun ve gençliğin eteğinden dökülenler başlatmıştır bu sürgünü çünkü.

Aşk özbenlikten,özvarlıktan bir kaçış aracı;biricik, kutsal ve yaldızı bol bir ziynet eşyası olmaktan kurtulabilmiş midir gerçekten ;tenin tenle, ruhun ruhla,cinsiyetçi tahakkümü devreye sokmayan , yıllara meydan okuyacak içli dışlılığına kim, parmakları yoracak kaç örnekle tanık olabilmiştir ki bu topraklar üzerinde?

Cürek istasyonunda sevdiğine sitem dolu cümlelerle seslenen kara bahtlı kem talihlinin sözgelimi;yola çıkan trenin, rayların değil,paramparça olmuş yüreğinin üzerinde ilerlemesi boşuna mıdır acaba?

Bahtın kem,talihin kara olacağına kendisi ve aynı yazgıyı paylaşan(!?) hemcinsleri karar verebilmişler midir ilkin, bir kez de olsa?

Giriş cümlesini kendilerince kuramadıkları için oturmamışlar mıdır, “baykuş gibi dam başlarına”; ehlikeyifliğin belirtisi olarak mı düşünmek gerekir bu girişimlerini de?

Burunlarına bin demet ebruli çiçeği,kilometrelerin ölçemeyeceği uzaklıklardan getiren saka sürüsünü ne zaman kimler uzaklaştırmışlardır diyarlarından;çevrelerine bu doymak bilmez yırtıcılar gibi bakmak zorunda niye kalmışlardır ki öylesine?

Cevabını,derleme acemilerinin oluşturduğu hem eril hem detone koro veremediği için hala dehlizlerde değiller midir nice Cürekli?

Bağlamasını da eline alan Özlem Taner’i yalnız bırakmayarak;kemanlarıyla Neriman Güneş ve Özlem Göncü;klasik gitarıyla Işın Kucur ve çok boyutlu yorumlarıyla gözümüzde boşluk bırakmayan Burcu Kayalar, aynı soruyu,bu albüm sayesinde yöneltmişlerdir bir kez daha ve “cevabı almaktan başka bir seçenek yoktur ve olmamalıdır bu vakitten sonra” diyerek,almışlardır ellerine enstrümanları ve kalemi.

Orkestranın erkek üyeleri de,bu mekanizmanın bir aygıtı olmadıklarını göstererek taşımışlardır Taner’in avazını,2 Temmuz 1993 doğumlu Anka Kuşu Akarsu’nun ve “Bozkırın Tezenesi”nin yanına gelişme bölümünde.

Aşık Mahsuni ile “Garip”lere hal tercümesini;avazını,70ler’in atmosferinden nasiplendirerek bu işinin ehli ekiple yazan Taner; geleneği dinin,dini geleneğin içerisinden,depolitizasyon sürecinden sonra, daha derinden ve bir o kadar da ezbere okumaya, seksen iki şehirden farksız bir yerde durarak devam eden Erzurum’un yaylalarına ve Aşık İkrami’nin mekanına aynı titizlik sergilenerek varamamıştır ne yazık ki!

Anlatılan hikayeye,bu kuzey doğu bölümündeki ilerleyişte sadık kalınmadığı için,oralarda ifadesini bulan mağrur duruşlardan ve sızlanışlardan haberdar olamamıştır dikkatli,bilinçli dinleyici de.

Kardeş Türküler’ in biçimlendirdiği ritme, her ezginin ve sesin yakışamadığı anlaşılmıştır ve başların pervaneden daha hızlı döndüğü,yaylanın ezeli ebedle katıp karıştırdığı nahoş bir kompozisyon oluşturulmuştur böylece.

Serdar Ateşer,Kemal Sahir Gürel,Erol Mutlu;bu olumsuz gelişmeye rağmen,yine de,düzenlemede çağ yerine ip atlayanlar kategorisine,türler arası alışverişlerden kazançla çıkarak, dahil edilmeyeceklerini belgelemişlerdir ve “Türkmen Kızı” albümüyle,Türkiyelilerle; Feryal Öney, Aynur Doğan, Nilüfer Akbal gibi halleşen,bir sese eşlik etmişlerdir;çalışmanın mihman olduğu fakiranelerde;evrenselliğin zenginliğinden sıklıkla istifade edilsin;milliyetçiliğin fakirliği,çaresizliği ve verimsizliğiyle kalınmasın,bin dile bin dil katan, adına cinsiyetçilik denilen,boğazlarda birikmiş balgamı da bir çırpıda dışarıya atan, tertemiz bir coğrafya ve tarih yeniden yaratılsın diye.

Mehmet Akif Ertaş

Özlem Taner’in selülit sorunu yok!

“Kendisi daha on altısını bitirmeden bilmemne mankenlik ajansı kadrolarında podyumlarla tanışan, iç çamaşırı defilelerine çıkmak konusunda son derece medeni cesaret sahibi, geçen gece bilmemne karın ağrısı beach clubta, kendisinden on yaş büyük evli sevgilisinin kucağındayken verdiği frikik nedeniyle selülitleri deşifre olan ve ülke gündemine oturan, ülkenin en uzun boyuna ve en ince beliyle, en dolgun memesine sahip mankeni olarak tescillenmiş ünlü bir şahsiyet değil.”

Çünkü O, bacaklarını açarak değil yüreğini açarak beğenilme çabasında olan, bir son dönem Türk Halk Müziği sanatçısı. Aynı zamanda da müzik öğretmeni.

İsmini ilk defa duyuyor olabilirsiniz. Dedik ya kendisi daha on altısını bitirmeden bilmemne mankenlik ajansı kadrolarında podyumlarla tanışan, iç çamaşırı defilelerine çıkmak konusunda son derece medeni cesaret sahibi, geçen gece bilmemne karın ağrısı beach clubta, kendisinden on yaş büyük evli sevgilisinin kucağındayken verdiği frikik nedeniyle selülitleri deşifre olan ve ülke gündemine oturan, ülkenin en uzun bacak boyuna ve en ince beliyle, en dolgun memesine sahip mankeni olarak tescillenmiş ünlü bir şahsiyet değil.

Özlem Taner, Antep’li bir müzik öğretmeni. Bağlama çalıyor ve müthiş etkileyici bir ses rengi ile gırtlak yapısına sahip. Yirmi beş yaşlarında.

Birkaç gece önceydi. Çok kanallı televizyonumun kanalları arasında bana göre bir şey var mı diyerek sıradan dolaşmaktaydım. Bursa televizyonu olan, Olay TV’de bir genç kız türkü söylemekteydi. Programın adı da zaten “Türkü Diyenler”di.

Daha kanalı açmamı iki ya da üç saniye geçmedi ki kulaklarımdan yüreğime ulaşan, ulaşmaktan da ziyade güp diye tam orta yere oturan o sesle tanıştım. Önümüzdeki yılların “Sabahat Akkiraz”ı olacağı hususunda her türlü müzik otoritesi ile bahse girebileceğim sesin sahibi, Özlem Taner isimli kardeşimizmiş.

Büyük ozanımız, merhum Aşık Mahsuni Şerif’in, ölümsüz eseri “bu mezarda bir garip var”ı okuyordu ki ne okumak. Tüylerim diken diken oldu. Ekranın başında fara tutulmuş tavşanlar gibi kala kaldım.

Programı sonuna kadar takip ettim. Daha sonra okuduğu ve Antep yöresinin bir ağzı olan Barak Havası tavrından verdiği örnek ise bir başka darbe vurdu titrek yüreğime. Barak tavrı, malumunuz veçhiyle, otantik halk müziğimizin en zor tavırlarından biridir. Son derece başarılıydı.

Özlem Taner, albüm yapmak için İstanbul’un yolunu tutmuş ve Kalan Müzik ile bir şekilde yolları çakışmış. “Türkmen Kızı” adlı bir albüm çıkarmışlar. Benim tesadüfen rastgeldiğim program da Özlem Taner’in katıldığı ilk tv programıymış.

Buradan yazıyor ve kayıtlara geçiyorum efendim. Özlem Taner, önümüzdeki dönemin en çok ses getirecek halk müziği sanatçılarından biri olacaktır. Albümünü en kısa sürede alıp dinleyeceğim. Belki bir eleştiri yazısı da ondan sonra yazabilirim. Ancak o Mahsuni Şerif türküsü vardı ki beni yaralamaya, tir titretmeye fazlasıyla yetti.

O mezarda bir garip var…Gariiiiiiippppp…

MİLLİYET BLOG / MİLLİYET

Kalan’ın yelpazesi çok geniş

Kalan Müzik tarafından son günlerde piyasaya sürülen ve çok geniş bir yelpazeye yayılan birçok yeni albüm müzikseverler tarafından ilgiyle karşılardı. Film müziklerinden klasik ya da etnik müziğe kadar birçok değerli albümü sanatseverlerle buluşturan Kalan Müzik, arşivlerimize katkı sağlamaya devam ediyor.

Halk müziği sanatçısı Özlem Taner’in uzun yıllardır üzerinde çalıştığı ilk albümü ‘Türkmen Kızı’ bu albümlerden ilki. Daha evvel dizi ve film müziklerinde sesi ve sazıyla da yer alan Taner ilk albümünde, Serdat Ataşer, Sunay Özgür, Erol Mutlu, Kemal Sahir Gürel, Aytekin G. Ataş gibi usta düzenlemeciler tarafından hazırlanmış türküleri başarı ile seslendiriyor. Albümde yer alan eserlerin büyük kısmı Türkmen yörelerinden seçilmiş ezgilerden oluşuyor. Taner, özellikle Antep-Barak yöresi ezgilerini başarıyla seslendiren genç kuşak yorumculardan birisi olarak ilk albümünde, sesinin yanısıra sazıyla yaptığı ustalıkları da sergiliyor.

FİLMİN KONUSU ENFAL KATLİAMI

Kürt yönetmen Hiner Saleem’in, senaryosunu kendi yazdığı ve yönettiği son filmi ‘DoP’un film müzikleri Özgür Akgül, Mehmet Erdem, Vedat Yıldırım tarafından yazılan müzikler, Kürtçe yazılmış şarkıların ve halk ezgilerinin yanı sıra Saadettin Kaynak bestesi ‘Batan Gün’ adlı şarkıyı da içeriyor.

Filmin konusuise, Enfal katliamında Irak askerleri tarafından kaçırılan ancak ABD savaşından sonra kurtulan Kürt bir kız ile İranda yaşayan bir kadın ile tanışır. Ne yazık ki her üç ülkede yaşayan Kürtlerin kaderi de bir birine çok benzer. Azad, Bir süre sonra nişanlısı için köyüne dönerken Azad, yolda ölür buna karşın köylüler defleriyle yönünü dağlara verir. Kürtlerin yaşamından kesitleri anlatan Saleem’in filminde Nazmi Kırık, Beçlim Bilgin, Ömer Çiaw Sin, Rojin Ülker, Ciwan Haco, Abdullah Keskin ve Sibel Erdoğan rolleri paylaşıyor.

’80’li yılların başlarında, perküsyon dışındaki diğer enstrümanım piyano ile besteci kimliğim oluşmaya başladı… Bunun sonucunda yaşadığım, etkilendiğim olayların bir özeti olan bu albüm ortaya çıktı: Perküsyon çalarak eşlik ettiğim sözsüz şarkılarım…’.

Engin Gürkey, ‘Güldede’ isimli Kalan Müzik tarafından yayınlanan albümü için bunları söylüyor. Albümde Gürkey’e Marcel Khalife, Mısırlı Ahmet, Hüsnü Şenlendirici, Ercan Irmak, Ser-kan Çağrı gibi usta müzisyenler konuk sanatçı olarak eşlik ediyor.

BİR NAKKAŞ KADAR BİLİNÇLİCE

Piyanist Aydın Karlıbel ise ‘Uyarlamalar ve Özgün Eserler’ adlı albüm çalışmasında, Mozart, Rachmaninhoff, Berlioz, Moussorgsky, Lehar gibi büyük bestecilerin eserlerinin yanı sıra, kendi yazdığı eserleri başarıyla yorumluyor. Genel olarak Türkiye tarihinden izler taşıyan eserlerin büyük çoğunluğu piyano için uyarlanmış yorumlardan oluşuyor. Karlıbel şöyle diyor:

‘Uyarlama sanatı, bir eserin bize bestelenmiş olduğundan farklı bir ortamda sunulmasına dayanır. Bu deneylerin müzik tarihinde oldukça uzun bir geçmişi vardır ve bunlar uyarlamacının topyekün müzik deneyiminin bir göstergesidir. Bu albümde üç kat zor olan bir iş; bestelemek, uyarlamak ve icra etmek gibi üç ayrı beceri sergilenmektedir.

Uyarlamalarım defalarca karşıma çıkan teknik imkansızlıklar karşısında yarıda kalmış olan ve her seferinde bulduğum yaratıcı formüllerle yıllar boyu sabır ve tutkuyla biçimlendirmiş olduğum eserlerdir. Franz Liszt’in ifadesiyle, uyarlamalar ‘bir nakkaş kadar bilinçlice’ işlenip, piyanistin kendisi sanki aynı anda hem orkestra, hem koro hem de şefmiş gibi bir yaklaşımla icra edilmeleri gerekir. Piyanonun tek-renkli yapısı orkestra partisyonlarının dokusu ve şayet varsa piyanistik kökleri konularında ipuçları verebilecektir.’

BİRGÜN

Dizilerden aşinayız biz bu sese

Özlem Taner, Antepli bir Türkmen kızı. Türkiye onu yüzüyle değil, sesiyle tanıdı. Aşka Sürgün, Kapıları Açmak, Sağır Oda ve Yersiz Yurtsuz dizilerinde ve Beynelmilel filmindeki vokalleriyle girdi hayatımıza. Ve şimdi bir albüm çıkardı. Kalan Müzik’ten çıkan albüme de Türkmen Kızı adını verdi. Köklerinden gelen sesi günümüze taşıdı. Çağımızın büyük bestecileri olan Neşet Ertaş’tan Muhlis Akarsu’ya, Musa Eroğlu’dan Aşık Mahsuni’ye kadar geniş bir bahçeden topladığı çiçeklerle hayatımıza yeni bir pencere açtı.

Özlem Taner, 1974’te Gaziantep’te doğmuş. Dört kardeşin üçüncüsü. Dedeleri Türkmen. Bu sebeple, gözünü dünyaya açtığında önce annesinin sonra da bağlamanın sesini duymuş. Babası Mehmet Bey, çok iyi bağlama çalarmış. Annesi Elif Hanım ise türkü söylermiş. Babası, kendi kendine durmaksızın türkü söyleyen küçük kızının eline 8 yaşındayken bağlamayı tutuşturmuş. Ağabeyi Sinan’a “hadi, sen de çalmaya gayret et bakalım” demiş. İki kardeş, bir haftada bir türkünün notalarını eksiksiz çalmaya başlamış. İki küçük yetenek önce aile içinde, sonra da meclislerde sazlarını konuşturarak kısa zamanda nam salmış Antep şehrine.

Ve aradan bir yıl geçmiş. Antep’in geleneksel Esentepe Fuarı’na Arif Sağ gelmiş. Fuarı düzenleyen ekip daha önce dinleyip etkilendikleri küçük kızın, Arif Sağ’dan önce sahneye çıkması için babasından izin almış. Özlem Taner, bağlamayı çalıp türküyü dillendirince seyirciler ayağa kalkıp dakikalarca alkışlamış. İki yıl sonra İskenderun Festivali’nde yine Arif Sağ ve Sabahat Akkiraz’la sahnedeymiş. Programın sonunda Arif Sağ, şöyle bir nasihatta bulunmuş: “Bak kızım, tabiatından gelen üstün bir yeteneğin var. İstersen bu yeteneğini ve enerjini başka alanlarda değerlendir. Çünkü bu yol çileli ve meşakkatlidir. Ün kazansan da para kazanamaz, perişan olursun.” Bu nasihat karşısında şaşkınlığa uğrayan küçük sanatçı, “Hayır, ben yolumu seçtim. Çünkü türkü söyleyemezsem yaşayamam” deyivermiş. Bu cevap karşısında Sağ da gülümseyerek, “Ben de senden bunu bekliyordum. Afferim sana. Yolun açık olsun” demiş. Ustadan aldığı bu onayla, daha bir sıkı sarılmış türkülere.

Liseden sonra, Antep Türk Müziği Konservatuvarı’nı kazanmış. Mezun olunca da Anadolu’nun yollarına düşüp öğretmenliğe başlamış. Özlem, hem barakları hem de çağdaş ustaların eserlerini çok farklı ve çok güzel yorumluyor. “Bu eserleri ortaya çıkaran insanın ne hissettiğini anlamaya çalıştım aslında. Bu da çok zor olmadı. Çünkü ayrılık asırlar önce insanı nasıl etkiliyorsa bugün de aynı şekilde etkiliyor. Kervanlarla yola çıkıp memleketinden uzaklara giden insanla, bir uçağa binip gurbete düşen insanın duyguları aynı değil mi? İnsanın yüzyıllar içinde ölüme verdiği tepki farklılaştı mı? Dermansız derde düşenler aynı acıyı çekmiyor mu? Gönlü coşturan, gözü kör eden aşkı biz şimdi aynı şekilde yaşamıyor muyuz?” diyor.

Bazılarının “Türkü, kırların ıssızlığında kalan, köyle birlikte yok olmaya yüz tutan, kenar insanının sevip tutunduğu bir müzik türüdür” diye bir iddiası var. Özlem, buna itiraz ediyor: “Böyle düşünenler müziğin ne olduğu konusunda bilgi sahibi olmayanlar. Türkü çağların içinde özünü koruyup şekil değiştirerek günümüze kadar geldi. Eğer öyle olmasaydı son yıllarda Amerika’da, Avrupa’da yapılan filmlerde fon müziği olarak işlenmezdi. Kalan Müzik’in derlediği eserler dünyanın dört bir yanında Türkiye’deki satış rakamlarını dörde, beşe katlıyor…”

DEMON BİLE YOK!
Özlem Taner, bundan beş yıl önce, İstanbul plakçılar çarşısına gelerek Kalan Müzik’in kapısına dayanıyor. “Daha önce neler yaptın?” diye soruyor Hasan Saltık. “Saz çalıp türkü söyledim, bir de bu işin eğitimini aldım” diye cevaplıyor Özlem. Elinde demosu yok, hiçbir hazırlığı yok. Saltık, “Sen bir demo hazırla da gel” diye savuşturuyor. “Beni dinleme gereği bile duymayan bir adamın yanına bir daha adım atmam” diyerek kapıyı çarpıp, çıkıyor Özlem. Saltık, peşinden koşup, “Gel birkaç türkü söyle o zaman” diyor. İlk türkü bittiğinde albüm yapmak üzere anlaşıyorlar. Bundan üç yıl önce de stüdyoya giriyorlar. İstedikleri performansın ortaya çıkması için tam altı ekibin değişmesi gerekiyor.

Özlem Taner, Türkmen Kızı albümünde Serdar Ataşer, Sunay Özgür, Erol Mutlu, Kemal Sahir Gürel, Aytekin G. Ataş gibi usta düzenlemeciler tarafından hazırlanmış türküleri başarı ile seslendiriyor. Eserlerin büyük kısmı Türkmen yörelerinden seçilmiş ezgilerden oluşuyor. Taner, Barak ezgileri dışında Alevi- Bektaşi deyişlerini de seslendiriyor bu ilk albümünde. Ayrıca Áşık Mahzuni Şerif, Áşık Davut Sulari, Muhlis Akarsu, Neşet Ertaş, Áşık İkrami gibi usta ozanların eserlerini de çok güzel yorumluyor.

ERSİN KALKAN / HÜRRİYET

‘Türküler gariban müziği değildir’

Özlem Taner’in ilk albümü ‘Türkmen Kızı’ Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı. Türkülerin ‘gariban müziği’ olarak algılanmasını istemeyen Taner ‘Diğer müzik türlerinde hissettiğim her şeyi türkülerde buluyorum’ diyor.

Bu bir ilk söyleşi… Kalan Müzik etiketiyle yayımlanan ‘Türkmen Kızı’ albümü için görüştüğümüz Özlem Taner’den söyleşi sonunda bu bilgiyi aldık; albümü gibi söyleşisi de ilk.

Özlem Taner 30 yaşında. Yaşını sorduğumuzda önce hiç tereddüt etmeden yanıtlıyor ardından da “Gösteriyor muyum?” diye soruyor. Göstermiyor. Tanersoruları yanıtlarken biraz heyecanlı ama cümlelerinin sonunu toparlamasına engel değil bu heyecanı. Halen müzik öğretmenliği yapıyor. Albüm yaptı diye müzik öğretmenliğini bırakmamış. Bırakmaya da pek niyeti yok gibi görünüyor.

Gaziantepli. Türkülere olan ilgisi babasının kendisine henüz sekiz yaşındayken aldığı bağlamayla başlıyor. Hatta ilk sahne deneyimini dokuz yaşındayken yaşıyor. Arif Sağ ve ‘beraberindeki heyet’ Gaziantep’te bir fuara konser vermeye geliyor. Özlem Taner de bağlamayı zar zor taşıyan küçük kız olarak Gaziantepli yetenekler kontenjanından sahneye çıkıyor. Sahne ‘koku’sunu da ilk orada alıyor büyük ihtimalle. Konsertvatuvarı bitirdikten sonra Gaziantep’te müzik öğretmenliğine başlıyor. Ama öğretmenlik işin bir yanı. “Kafamda profesyonel olarak müzik yapmak hep vardı. Mutlaka şansımı zorlayıp bir şekilde müzikle uğraşacaktım” diyor Taner.

Kafasına takmış bir kere… Yayımladığı albümlerle belirli bir çizgisi olan Kalan Müzik’in kapısını çalıyor: “Kalan Müzik’te kararlıydım. Bunun için de en uygun yer Kalan Müzik diye düşündüm. İki yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Kalan Müzik’e geldim. Albüm yapmak istediğimi söyledim.”

Hasan Saltık’la kapıda kısa bir görüşme yaptığını anlatıyor. Çok çekinmiş ve hatta çok utanmış ilk etapta. Hasan Saltık’ın Özlem Taner’i araması fazla uzun sürmemiş. Taner’in parçalarını dinledikten sonra albüm yapmaya karar vermişler. Fakat Özlem Taner Gaziantep’te öğretmenlik yaptığı için İstanbul’a yerleşme süreci bürokratik nedenlerle iki yıl kadar sürmüş. İstanbul’a gelince de stüdyoya girilmiş. Albüm çalışması üç yıl sürmüş. Nereden baksanız ‘Türkmen Kızı’ albümünün beş yıllık bir mazisi var.

‘Türkülerde isyan var’ 
‘Türkmen Kızı’ albümü artık müzik marketlerdeki yerini aldı. Özlem Taner gerçek bir türkü âşığı. En çok da türkülerin ‘gariban müziği’ olarak algılanmasına kızıyor: “Diğer müzik tarzlarında hissettiğim her şeyi ben türkülerde buluyorum. Bence insanların gözden kaçırdıkları şey de bu zaten. Türküleri köyden çıkmıştemelinde eğitimsizlik olan garip insanların dinlediği bir müzik tarzı olarak görüyorlar. Onlar bunu dinler biz biraz elit müzik dinleyelim diyerek türküleri hak etmediği bir yere koyuyorlar. Ama sadece bundan rahatsız olduğum için bu albümü yapmadım. Ben de türkü yapayım da türkülere benim de bir katkım olsun gibi çok mutevazı bir şekilde de girmedim açıkçası. ‘Hadi gelin türküyü bir de benden dinleyin’ kaygısıyla yaptığım bir şey değil. Herkesin yapacak olduğunu ben neden yapayım ki zaten. Herkes bir yerden çekiştirmiş türküleri. Türkünün rock’ını yapmışlar Anadolu rock diye arabeskini yapmışlar. Türküleri gariban insanların dinlediği bir müzik haline getirdiler. Türkülerde aslında acındırma kaygısı yok isyan duygusu var.”

Özlem Taner türkülerin tüm müzik türlerinin ruhunu taşıdığını belirtiyor. Türküleri farklı algıladığının altını çiziyor. Sadece bir türkücü olarak nitelendirilmek istemediği kesin. Özlem Taner bir müzisyen ve kendinden emin.

“Ukalalık olarak algılanmasın” diye başlıyor söze ve şöyle devam ediyor. “Amacım müzik yapmak. Benim gözümde türkü hiç kolay değil ve başkaları gibi algılamıyorum türküleri. Türkülerin içindeki caz ruhunu hissediyorum. İnsanlar benim okumamda bunu görecekler. Sesimle götürdüğüm bir albüm değil. İyi okuyorum iyi yorumluyorum türkü böyle okunur. Ukalalık yapmak istemem ama ben türküyü doğru algılıyorum. Herkes caz klasik müzik dinleyerek kendini kaliteli insan hissederken ben buna gerek olmadığımı düşünüyorum. Bana göre Türk insanının kendini kaliteli hissetmesi için bunlara gerek yok. Hiç okuma yazma bilmeyen bir ozan okudu diye bu türküleri bu şarkıları küçültmeye hakkımız yok. Müziğin eğitimi yaşı olmaz duygu işidir. Dünyanın her yerinde bu böyledir.”

Standartların üstünde
Özlem Taner’in ‘Türkmen Kızı’ndaki altyapılar da bilindik türkü albümlerindeki gibi değil. Fakat Batılı sound yakalamak için de türkünün ruhundan vazgeçilmemiş. Belli bir standardın çok üstünde. Özlem Taner’in vokalineyse siz karar verin. O kadar duyguyla söylenmiş bir albümün üzerine daha fazla duygulu laflar etmeye gerek yok. Özlem Taner ilk albümünde herkese sesleniyor!

MÜJDE YAZICI / RADİKAL