Türkmen Kızı

Kekemelikten Kurtulur Anadoluca ki, Dünya Dünyaca Dillensin, Bin Dilin Yankısı Hissedilebilsin Sonsuz Boşluklarda…

“Kadın Ağızlı Türkü” kavramının; yaşadığımız topraklar üzerinde, ataerkil söylemin türkülerin dünyasına da müdahale etmekten geri durmadığı hesaba katılınca,hak ettiği yeri, hala bulamadığını vurgulamak gerekir.

“Kadın Çalışmaları” bazı üniversitelerde ayrı bir bölüm olarak çalışmalarını sürdürmektedir, “Kadın Araştırma Merkezi” ayrı bir yapının adı olagelmektedir ancak, bir avuç heveslinin terleriyle ıslanmaktadır koridorları ne yazık ki.

Bu hevesliler de,televizyon dizilerinden,reklamlardan,eğlence programlarından,sinema filmlerinden,çok satan veya bilinen kitaplardan yola çıkarak sorgulamaktadırlar kadının konumunu ve erkeklerin hemcinslerine nasıl baktıklarını.

Kırsala yüzünü dönen etütlerde ise sadece istatistiki veriler ve iki cümleyi bazen geçen cümleler genişletmektedir dağarcıkları Folklora odaklanan mesailer de eleman sayısı bir türlü çoğalmayan aynı küme tarafından doldurulmaktadır ve bununla da ite kaka bir arpa boyu yol kat edildiği görülmektedir bu güne kadar.

Unkapanı’ndaki cinsiyetçi mütegalibe heyetine inat, müziğin hemen her alanında olduğu gibi” Kadın Ağızlı Türkü” konusunda da pas arıtan Kalan Müzik; Melih Duygulu’nun hazırladığı “Anadolu Ninnileri”, Feryal Öney’in “Bulutlar Geçer”inden sonra,Özlem Taner’in “Türkmen Kızı” albümünü de bu başlıktaki eksiklikleri gidermek adına çıkararak vitrinlere,akademisyenleri bu alanda da yoğunlaşmaları için de göreve çağırmaktadır adeta Cengiz Özkan’ın nahif sesiyle dişil ezgiler diyarında gezindiği “Gelin”;Hasan Saltık Gibi Don Kişotlar’ın da olabileceğini akla getirerek,maddi bir karşılık beklenilmeden hazırlanan,Ayşegül Yordam Tansal İmzalı “Nettim Size” albümleri de dahil edilmelidir elbette bu, geceyi gündüze katması gereken çalışmalara. Dertli Divani’nin “Hasbıhal” indeki vokaliyle,Batıni gezegeni soluksuz turuna şapka çıkarılan yorumcu,bu çalışmasıyla,”Seher Vakti” deyişindeki performansı bir tarafa bırakılırsa,Barak ve Uzun Hava konusunda,her daim sözü geçecek bir isim olacağının işaretlerini de vermektedir.

Bir Barak ezgisi olan “Seher İnende” ile perdesini aralayan albüm;bir anda,Arguvan’dan Kilis’e,göstermelik modernizmin yazboz tahtasına dönüşmeyen,eril tahakkümün kulak arkası edildiği dişil bir coğrafyaya tutundurmaktadır dinleyicisini.

“Ezo Gelin”le Suriye dağlarından bu ellere “el eyleyecek” tir takipçi Taner’e uyarak ve güneşi sadece “kemerinin kaşında” gören gölge sürgünü gelinin ve gelinlerin dillenişine şahitlik edecektir derken.

Dağ başlarına çıkartılan, oradaki metruk bir evin sıvasız duvarına asılmış delik deşik olmuş,işlevini yerine artık getiremeyecek bir elektir aslında;düz ovada,buğday başaklarının ardına gizlenmiş;sağır,dilsiz ve kör çocukluğun ve gençliğin eteğinden dökülenler başlatmıştır bu sürgünü çünkü.

Aşk özbenlikten,özvarlıktan bir kaçış aracı;biricik, kutsal ve yaldızı bol bir ziynet eşyası olmaktan kurtulabilmiş midir gerçekten ;tenin tenle, ruhun ruhla,cinsiyetçi tahakkümü devreye sokmayan , yıllara meydan okuyacak içli dışlılığına kim, parmakları yoracak kaç örnekle tanık olabilmiştir ki bu topraklar üzerinde?

Cürek istasyonunda sevdiğine sitem dolu cümlelerle seslenen kara bahtlı kem talihlinin sözgelimi;yola çıkan trenin, rayların değil,paramparça olmuş yüreğinin üzerinde ilerlemesi boşuna mıdır acaba?

Bahtın kem,talihin kara olacağına kendisi ve aynı yazgıyı paylaşan(!?) hemcinsleri karar verebilmişler midir ilkin, bir kez de olsa?

Giriş cümlesini kendilerince kuramadıkları için oturmamışlar mıdır, “baykuş gibi dam başlarına”; ehlikeyifliğin belirtisi olarak mı düşünmek gerekir bu girişimlerini de?

Burunlarına bin demet ebruli çiçeği,kilometrelerin ölçemeyeceği uzaklıklardan getiren saka sürüsünü ne zaman kimler uzaklaştırmışlardır diyarlarından;çevrelerine bu doymak bilmez yırtıcılar gibi bakmak zorunda niye kalmışlardır ki öylesine?

Cevabını,derleme acemilerinin oluşturduğu hem eril hem detone koro veremediği için hala dehlizlerde değiller midir nice Cürekli?

Bağlamasını da eline alan Özlem Taner’i yalnız bırakmayarak;kemanlarıyla Neriman Güneş ve Özlem Göncü;klasik gitarıyla Işın Kucur ve çok boyutlu yorumlarıyla gözümüzde boşluk bırakmayan Burcu Kayalar, aynı soruyu,bu albüm sayesinde yöneltmişlerdir bir kez daha ve “cevabı almaktan başka bir seçenek yoktur ve olmamalıdır bu vakitten sonra” diyerek,almışlardır ellerine enstrümanları ve kalemi.

Orkestranın erkek üyeleri de,bu mekanizmanın bir aygıtı olmadıklarını göstererek taşımışlardır Taner’in avazını,2 Temmuz 1993 doğumlu Anka Kuşu Akarsu’nun ve “Bozkırın Tezenesi”nin yanına gelişme bölümünde.

Aşık Mahsuni ile “Garip”lere hal tercümesini;avazını,70ler’in atmosferinden nasiplendirerek bu işinin ehli ekiple yazan Taner; geleneği dinin,dini geleneğin içerisinden,depolitizasyon sürecinden sonra, daha derinden ve bir o kadar da ezbere okumaya, seksen iki şehirden farksız bir yerde durarak devam eden Erzurum’un yaylalarına ve Aşık İkrami’nin mekanına aynı titizlik sergilenerek varamamıştır ne yazık ki!

Anlatılan hikayeye,bu kuzey doğu bölümündeki ilerleyişte sadık kalınmadığı için,oralarda ifadesini bulan mağrur duruşlardan ve sızlanışlardan haberdar olamamıştır dikkatli,bilinçli dinleyici de.

Kardeş Türküler’ in biçimlendirdiği ritme, her ezginin ve sesin yakışamadığı anlaşılmıştır ve başların pervaneden daha hızlı döndüğü,yaylanın ezeli ebedle katıp karıştırdığı nahoş bir kompozisyon oluşturulmuştur böylece.

Serdar Ateşer,Kemal Sahir Gürel,Erol Mutlu;bu olumsuz gelişmeye rağmen,yine de,düzenlemede çağ yerine ip atlayanlar kategorisine,türler arası alışverişlerden kazançla çıkarak, dahil edilmeyeceklerini belgelemişlerdir ve “Türkmen Kızı” albümüyle,Türkiyelilerle; Feryal Öney, Aynur Doğan, Nilüfer Akbal gibi halleşen,bir sese eşlik etmişlerdir;çalışmanın mihman olduğu fakiranelerde;evrenselliğin zenginliğinden sıklıkla istifade edilsin;milliyetçiliğin fakirliği,çaresizliği ve verimsizliğiyle kalınmasın,bin dile bin dil katan, adına cinsiyetçilik denilen,boğazlarda birikmiş balgamı da bir çırpıda dışarıya atan, tertemiz bir coğrafya ve tarih yeniden yaratılsın diye.

Mehmet Akif Ertaş